Naci Bostanci*
Barajin hayli altinda oy oranina sahip bir partinin kendi iç hikâyesinin ötesinde Türkiye için önemli veriler sunan bir kongre gerçeklestirmesini anlamak için geçmise gitmek gerekir.
Saadet Partisi dedigimizde hemen akla Fazilet, Refah, Selamet ve Nizam Partileri gelir. Millî Nizam Partisi bu zincirin ilk halkasi olarak altmisli yillarin sonlarinda ortaya çikmisti. Onun cerbezeli lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Almanya'da egitim almis bir mühendis olarak siyasete girdiginde, kariyerini iki alanda olusturdu. O zamanlar "motor" bile yapamayan Türkiye'ye özgüven asilamaya çalisti, kalkinma ve gelismenin dinamigini fabrikalarda gördü. Niçin azgelismis bir ülkeyiz, niçin refahimiz engelleniyor, sorusuna, "çünkü hasimlarimiz var" diyenleri haklilastiran bir yaklasimla, sanayilesmemizin imkânsizliktan degil entrikalardan kaynaklandigini anlatti. Sanayilesmek, oyunlari bozmak anlamina geliyordu. Kariyerini yaptigi ikinci alan ise, siyasetle Islam arasindaki baglari tesiste oldu. Islamci bir siyaseti merkez partilerinin içinde bir renk olarak düsünen çevre ile bunun muhakkak meydan okuyucu bir anlayisla ve radikal yöntemlerle yapilmasi gerektigini söyleyenleri dikkate almayip, düzenin kurallari içinde Islamci bir siyasetin imkânlarini tecrübe etti.
Dogrusu her iki yaklasimin da Türkiye'nin toplumsal, iktisadî ve siyasî hayatinda kalici etkileri oldu. Türkiye, bir süre agir sanayiyi önemsedi, temelleri Erbakan tarafindan atilan birçok fabrika faaliyete geçti. Erbakan'i hayalcilikle suçlayanlarin kimileri yanildiklarini gördüler. Her sey hayal etmekle baslar, diyen romantik ilke, Erbakan'in agir sanayiye yönelik ilgisinde bir kez daha kendisine karsilik buldu. Elbette bu yaklasimi bilginin ve hizmet sektörünün öne çikmadigi yetmislerin sartlarinda degerlendirmek gerekir. Erbakan'in ikinci etkisi ise, Islamî degerlerle toplumsal elitleri bulusturmasinda yasandi. Islam ve onun pratikleri denildiginde muktedir bürokratlar, elitler akla gelmezdi. Cuma namazina gitmek, oruç tutmak aydinlanmadan nasiplenmemis alt siniflara ait görülürdü. Zamanla anlasildi ki Islam'i alt siniflara hapseden dinamik olagan sartlar degil sistematik laikçi yaklasim. Bu kirildi.
Erbakan'in, "Millî Görüs" adini verdigi ve ruhanî bir vecd ile halelendirdigi davasi, Türkiye'nin degisen sosyal zemininde heyecanla karsilandi. Öteden beri kültürel ve ekonomik alanda canlanmaya çalisan Islamî egilim kendisine "iktidar iliskilerine daha pratik bir sekilde müdahil olabilecegi" yeni bir mecra buldu: Siyaset. Kimlik, yerlilik, millîlik, Islam, kapitalizm, sosyalizm gibi temel konular, Millî Nizam siyasetinin repertuarinda pratik siyasetle bulustu. Artik sonu gelmez entelektüel tartismalar yerine gerçek hayatta sonuçlar doguracak bir araç söz konusuydu. Nasil bir toplum ve ekonomik yapi mi hayal ediyoruz? Cevap: Millî Görüs'ün iktidarinda hepsi görülecektir. Elbette bu sorunlar siyasetin sihirli eline teslim edilirken bunu gerekçelendiren bir anlatim, senaryo yavas yavas insa edildi, gelisip büyüdü. (Erbakan doksanli yillarda bile alti yüz profesörün Millî Görüs üzerine çalistiklarini ve kapsamli bir programi ortaya koyacaklarini söylüyordu.)
Her dava yol arkadaslariyla sürdürülür. Erbakan da kendisine birlikte yürüyecegi ve tam bir güvenle bu yolculugu gerçeklestirecegi arkadaslar edindi. Hiçbir insanî iliskinin sadece "siyasetten" ibaret kalmayacagi, beraberinde karmasik baglar getirecegi muhakkaktir. Burada da öyle oldu. Gündelik hayatin baska alanlarina da uzanan baglar, bu çekirdek asabiyeyi birbirine yaklastirdi, bir kader ortakligi insa etti.
YASANANLAR MILLI GÖRÜS DAVASINA ZARAR VERMEMELI
Ayni çizgideki bes partinin ismi bize sunu söyler: Her dönem birileri bu partileri kapatmis, sonra yerine yenisi kurulmus. Ama toplumsal karsiligi oldugu, yönetici elitleri mihmandarliga devam ettikleri için yolculuk da sürmüs. Sartlar farkli da olsa partilerin kapatilma gerekçeleri ayniydi: Islamci karakter. Millî Görüs'ün laikçi hasimlari Erbakan'in yürüttügü siyaseti bir tehdit kaynagi olarak görseler ve her kapatma kararinda bir bayram havasina kapilsalar da önemli bir hususu atliyorlardi. Bu siyaset, çevreden gelen güçlü sosyal dinamikleri maceraci bir Islamî egilim yerine siyasetin gerçek sartlarinda dünyevilestiriyor, ayaklari yere basan bir yaklasimin faillerine dönüstürüyordu. Bunun yaninda bir baska husus ise, siyasetin kendini merkeze almasinin getirdigi bir karakteristikti. Artik Islamî tahayyül sözlerini olustururken siyasetin önceliklerini ve gereklerini dikkate almak, böylelikle kayitli sartli bir yolda yürümek zorundaydi. Davaya, yani Millî Görüs'e zarar verilmemeliydi.
Doksanli yillarin Türkiye'sinde özellikle 94 mahalli seçimleriyle birlikte Millî Görüs önemli bir dönüsüm yasadi. Saf Islamî retorik liberallesti, demokratiklesti, ötekilerle iliskiler, dönüstürmek yerine birlikte yasamak esasinda yeniden sekillendirildi. Bunun faydasi, 94'teki mahallî seçimlerde elde edilen olaganüstü basariyla ve 95 seçimlerinde ise iktidarin büyük ortagi olmakla görüldü. Artik Millî Görüs gelenekçilikten yenilikçige dogru evriliyordu. 28 Subat süreci bu geçise mani oldu, ayristirici bir rol oynadi, Refah'in yerine kurulan Fazilet Partisi ikiye bölündü. Yenilikçiler baska toplumsal kesimlerle de ittifak yaparak AKP'yi kurdular. Fazilet'te kalanlar adeta bir regresyon duygusuyla "yeniden ahlak ve maneviyat" dediler. Erbakan ise, sinavlarla itibar kazanmis güçlü kimligi, yakin yol arkadaslariyla olusturdugu iktidar asabiyesi ile birlikte kalanlar üzerindeki vesayetini sürdürdü, yoluna devam etti.
Cerbezeli liderlerin drami, davalariyla kurduklari simbiyotik iliskidir. Ancak insanin fani siyasi ideallerin ise askin niteligi bu simbiyotik iliskinin bir yerde sonlandirilmasini gerektirir. Kilik degistirmis hanedanlik ihyasi vesayetçi karakteriyle çok sevimsizdir. Saadet kongresinde Erbakan soyadlarinin öne çikmasi bu durumu hatirlatir bir gelisme oldu.
Numan Kurtulmus, zor bir kongre ile tekrar genel baskan seçildi. Onunla birlikte Millî Görüs'ün yenilikçi yüzü öne çikti. Ancak simbiyotik iliskinin sahipleri bu durumdan memnun degiller. Onlar kamuoyunun hanedanlik olarak okumasini engelleyecek gerekçeleri varsa bunlari aktarmada son derece basarisiz olarak yeni bir kongre toplamak ve Kurtulmus'u oradan indirmek istiyorlar. Bu dogrultuda bir iç mücadele verilir ve bunda basariya ulasilirsa artik kimsenin mücadele etmesine gerek kalmayan bir siyasi parti ortaya çikacaktir. Genel baskanlik yapmis, kongrede yeniden seçilmis bir kisiye tahammülü olmayanlar acaba baskalarini o partiye hangi sözlerle çagiracaklar, hangi kardeslikten bahsedeceklerdir? Üstelik böyle bir gelisme Erbakan'in uzun yillar boyunca olusturdugu karizmasi bakimindan da hazmedilmesi güç bir final olacaktir.
Halka mal olmus her dava kaçinilmaz olarak demokratik bir karakter tasir. Bu karakter ise sadece ilgili siyasete popülerlik üzerinden güç kazandirmaz, ayni zamanda onun "elitlerin siyaseti" ile yönlendirilmesini de zorlastirir. Dar alanlarda yürütülen siyasetin büyüleyici ama o ölçüde gerçek dünyadan koparici iklimine teslim olunmaksizin gerçek toplumsal sartlara dayali bir akilla davranilmasi hem Saadet'in hem de Türkiye'nin çikarina olacaktir.
Zaman